Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Duran Kalkan'a(2)
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
“Büyük Felaket” mi, Soykırım mı?
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Aynı hikaye
Hasan Bildirici
Aydın Dere
2008 geride kalırken
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 0
Misafir(ler) Çevrimiçi: 41

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 
Her onurlu Kürt direnecektir
Posted on Perşembe, 20. Kasım 2008
Topic: Kürdistan
Erdoğan’ın Kürtlere soykırımı reva gördüğünü söyleyen Bayık, “böylesi bir faşist mantık karşısında her onurlu Kürdün, her onurlu insanın karşı duracağı, mücadele edeceği bir gerçektir” dedi. Bayık, ABD ve AB’yi de soykırıma destek olmaktan vazgeçmeye çağırdı.

Her onurlu Kürt direnecektir

Özgür politika

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, KCK Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik saldırıların PKK 10. Kongresi’ne verilen yanıt olduğunu söyledi. 10. Kongre’nin Öcalan’ın özgürlüğünü hedeflediğini, bunu kararlaştırdığını belirten Bayık, ‘fiziki işkence, alınan bu karara bir cevap niteliği taşıyor’ dedi. Bununla birlikte komplocuların Önderliklerini rehin olarak ellerinde tutarak harekete ve halka karşı zaman zaman bunu bir şantaj ve tehdit olarak kullandığını belirten Cemil Bayık, ‘daha fazla adım atarsanız Önderliğiniz elimizde rehindir, öldürürüz. Eğer öldürülmesini istemiyorsanız, o zaman direnişi daha fazla geliştirmemeniz, geri adım atmanız gerekir’ mesajı verilmek, gelişen direnişin önü bu tarzda alınmak, harekete geri adım attırmak istemiştir. Bu, çok çirkin ve alçakça bir biçimde tehdit ve şantaja başvurmadır’ belirlemesinde bulundu. Bu tehdit ve şantajı ne hareketlerinin ne de Kürt halkının kabul etmeyeceğini söyleyen Bayık, “Önderliğimize yaklaşım savaş ve barış gerekçesidir” dedi.

KCK Önderi Sayın Öcalan’a yönelik uzun bir süredir ciddi yönelimler var. En son fiziki şiddete kadar varan bu uygulamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Önder Apo on yıldır İmralı sisteminde tutuluyor. Bu sistem zamana yayılmış ölümü gerçekleştiren bir sistemdir; ölüm ile yaşam arasında her gün vahşice öldüren bir sistemdir. Özgür Kürt’ü, Kürt toplumunu ve insanlığın özgürlük umutlarını imha etmeyi amaçlayan bir sistemdir. Bu sistemi oluşturan ve sürdüren ABD, AB, İsrail, Türkiye ve işbirlikçi hain Kürtlerdir.

İmralı sistemi Önder Apo’yu halktan, örgütten ve insanlıktan tecrit ederek, büyük bir baskı ve işkence altına alarak teslim almaya çalıştı. Önder Apo buna karşı büyük bir mücadele yürüttü ve bu politikayı işlemez kılıp boşa çıkardı. Komplocular sonuç almayınca tecridi, psikolojik ve fiziki işkenceyi ve bu temelde vahşeti daha da derinleştirerek, o koşullarda Önder Apo’nun yaşayamayacağını sanarak bir an önce kendisinden kurtulabileceklerini, bunun için de intihara sürükleyebileceklerini düşündüler. Önder Apo yürüttüğü büyük direniş ve düşünce üretimiyle komplocuları bu konuda da boşa çıkardı. Komplocular bu tarzda sonuç alamayacaklarını görünce Önder Apo’yu zehirleyerek fiziki olarak ortadan kaldırmayı geliştirdiler. Hareketimiz bunu deşifre etti ve sonuç almalarının önüne geçti. Ardından Önder Apo’nun zorla saçları kesildi. En son olarak da fiziki işkence yöntemine başvurdular. Tabii bunun birçok nedeni vardır. PKK 10. Kongresi Önderliğin özgürlüğünü hedefledi, bunu kararlaştırdı. Önderliğin çizgisini esas aldı ve onunla birleşti. Bu fiziki işkence, alınan bu karara bir cevap niteliği taşıyor. İkinci olarak, Önder Apo’nun düşünce üretmesinin önü alınmak isteniyor. Tüm insanlık açısından çok değerli bir ideolojik ve teorik üretim değeri taşıyan son Savunmanın bir bölümü verilmedi, el konuldu. Yine son iki bölümünün yazılması engelleniyor. Bu tarzda Önderliğin PKK, Kürt halkı ve insanlık için düşünce üretmesinin önü alınmak isteniyor. PKK, Kürt halkı inkar ve imha edilmek, insanlık ise bu düşüncelerden mahrum bırakılarak kapitalist sistemin kölesi tutulmak isteniyor. Üçüncüsü, Önder Apo’ya geri adım attırılmak isteniyor. Önder Apo’ya sürekli “Direnişten ve düşüncenden vazge çeceksin; PKK’den, Kürdistan’dan, özgürlükten, Kürt halkından, kimlikten vazgeçeceksin” deniyor. Bu dayatılıyor. Önder Apo buna karşı mücadele ediyor. Dayatmaları reddediyor, tam tersine özgürlük duruşunda ısrar ediyor. İşte Önder Apo’nun bu ısrarı kırılmak ve geri adım attırtılmak isteniyor.

Dördüncü olarak, hareketin ve halkın Önder Apo’ya yaklaşımı, hassasiyeti komplocular tarafından çok iyi biliniyor. Komplocular Önderliği rehin olarak elinde tutup harekete ve halka karşı zaman zaman bunu bir şantaj ve tehdit olarak kullanıyorlar. Harekete ve halka “daha fazla adım atarsanız Önderliğiniz elimizde rehindir, öldürürüz. Eğer öldürülmesini istemiyorsanız, o zaman direnişi daha fazla geliştirmemeniz, geri adım atmanız gerekir” mesajı verilmek, gelişen direnişin önü bu tarzda alınmak, harekete geri adım attırmak istemiştir. Bu, çok çirkin ve alçakça bir biçimde tehdit ve şantaja başvurmadır. Bu şantaj ve tehditle harekete ve halka geri adım attırılmak istenmiştir. Eğer fiziki işkenceye başvurulmuşsa, böyle nedenlerden dolayı başvurulmuş, çok vahşi bir yöntem esas alınmıştır. Hareketimiz ve halkımız bunu reddediyor, bunu nefretle karşılıyor. Zaten hareketimiz birçok kongresinde ve toplantısında “önderliğimize yaklaşım savaş ve barış gerekçesidir” biçiminde kararlar almıştır. Hareketimiz ve halkımız önderliğe karşı duyarlı olduğunu her fırsatta dile getirmiş, bu konuda sorumluları uyarmıştır.

Nitekim önderliğimize yapılan saldırı duyulur duyulmaz halkımız harekete geçmiştir. Böylece önderliğimizin yaşamı ve sağlığı temelinde hareketimize ve halkımıza karşı yapılan şantaj ve tehdit ters tepmiştir. İmralı sisteminin hain ve çirkince bir uygulaması da böylece boşa çıkarılmıştır.

Kürt halkının bu yönelim sonrasında ortaya koyduğu tepki oldukça görkemliydi. Ardından Erdoğan’ın bölge gezilerinde de benzer tablolar yaşandı. Erdoğan’ın Kürdistan gezisi ve Kürt halkının son çıkışı konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Halkımızın ve dostlarımızın bu vahşete karşı duruşu oldukça görkemlidir. Saygı duyuyor ve kendilerini kutluyorum. Özellikle Kürdistan analarının ellerinden öpüyorum. Kürdistan gençlerini alınlarından öpüyorum. Gerçekten Kürdistan anaları ve gençleri öncülüğünde bir bütün halkımız hem Kürdistan’da hem yurtdışında bu vahşete karşı anında harekete geçerek Önderliğine sahip çıkmış, iradesine, onuruna, kimliğine, geleceğine ve varlığına sahip çıkma gücünü göstermiştir. Halkımızın fiziki işkence karşısında anında harekete geçmesi ve Önder Apo’ya sahip çıkması, onuruna, kimliğine ve özgür geleceğine sahip çıkması bundan ötürüdür. Halkımız şunu çok net bir biçimde ortaya koymuştur: Yaşam olacaksa Önder Apo’yla özgürce olacak ya da asla! Halkımız bu tutumuyla her gün vahşet içinde ölümü değil, özgür ve onurlu yaşamayı esas aldığını ortaya koymuştur. Kürt sorununun demokratik, özgür temelde çözümünün Önder Apo’dan geçtiğini, Önder Apo’suz hiçbir çözümün olamayacağını ve kabul etmeyeceğini, bu yönlü arayışların boşa olduğunu ortaya koymuştur. Önder Apo’suz arayışların inkar ve imha çözümleri olduğunu, bu tutumuyla Önder Apo’yla Kürt halkının ayrı olmadığını, Kürt halkıyla Önder Apo’nun et ve tırnak gibi birbiriyle birleştiğini, birinin öbürüsüz düşünülemeyeceğini, yaşanamayacağını ortaya koymuştur. Bunun artık herkesçe çok net görülmesi gerekiyor. Önder Apo’suz ve PKK’siz çözümlerin çözümsüzlükte, inkâr ve imha siyasetinde ısrar olduğunu, bunu asla kabul etmeyeceğini çok net bir biçimde bu eylemliliğiyle ortaya koymuştur.

Erdoğan’ın son dönemlerdeki ırkçı konuşmaları neyi ifade ediyor?

Erdoğan bu söylemiyle “Ya Türklüğü kabul edersiniz, Türk olursunuz, kendinizi inkâr edip tasfiye edersiniz ya da bunu kabul etmezseniz bu toprakları terk edersiniz. Eğer kendinizi inkâr edip Türkleşmezseniz ya ölümü tercih edersiniz ya da buraları terk edip gidersiniz” demiştir. “Ölümlerden ölüm beğenin” demiştir. Bunu açıkça Kürt halkına dayatıyor. Türk Devletinin tarihte Ermenilere, Asurilere, Rumlara uyguladıklarını Kürtlere uygulamaya çalışıyor. Açıkça bir soykırım peşinde olduğunu söylüyor ve bunu gizleme gereği duymuyor. Kürdistan halkı için neyi öngördüğünü, neyi planladığını, neyi pratikte geliştirmeye çalıştığını çok net bir biçimde bu söylemiyle ortaya koyuyor. Bu, Hitler’in Almanya’da yaptıklarının tıpatıp aynısıdır. Amerika’da zencilere dayatılan buydu. Yine bir dönem Türkiye’de faşistlerin söylemi ve pratiği buydu. Bu mantık Kürtlere en ufak bir yaşam imkanı tanımıyor. “Ya Türk olacaksın ya gideceksin ya da öleceksin” diyor.

Her Kürt’ün bunu görmesi, iliklerine kadar yaşaması, varlığına, özgür geleceğine, kimliğine ve onuruna sahip çıkması gerekiyor. Çok açıkça varlığımızın tehdit altında olduğunu görmemiz ve varlığımızı korumamız gerekiyor. Bu da ancak birliğimizi yaratarak örgütlülüğümüzü ve meşru savunma mücadelemizi geliştirmekle mümkün olur. Erdoğan’ın söylemleri de göstermiştir ki başka türlü varlığımızı koruyamayacağımızı anlamamız gerekiyor. Her onurlu ve vicdan sahibi insanın Erdoğan ve AKP gerçekliğini artık gördüğüne inanıyorum. Erdoğan artık demagojiye de ihtiyaç duymadan, ne düşünüyor ve ne yapmak istiyorsa bu söylemleriyle ortaya koymuştur. Normal düşünen bir insanın, vicdan sahibi bir insanın artık AKP ve Erdoğan gerçekliğini kavrayamaması mümkün değildir. Bu gerçekliği anlamamak artık inkar ve imha sisteminin bir parçası haline gelmektir. Geçmişte tüm söylediklerinin birer yalan ve aldatma olduğu, birçok çevrenin desteğini alarak Kürt Özgürlük Hareketini imhayı amaçladıkları bugün çok net bir biçimde ortaya çıkmıştır. Kürt Halk Önderinin ve PKK’nin AKP ve Erdoğan için yaptığı değerlendirmelerin doğruluğu ortaya çıkmıştır. Yine PKK’nin ve Kürt halkının yürüttüğü meşru savunma savaşının ne kadar haklı olduğu ortaya çıkmıştır. Artık hiç kimse bunu inkâr edemez. Hiç kimse bu söylem ve uygulamalardan sonra Kürt Özgürlük Hareketine “Neden meşru savunma savaşı yürütüyorsunuz? Bu savaşı bırakın” diyemez. Artık vicdansız olanlar, vicdanını kaybedenler AKP’yi hala bir demokrasi gücü, hala Kürt sorununu çözecek bir güç olarak görebilir ve AKP’nin desteklenmesini isteyebilir. Böylesi bir faşist mantık karşısında her onurlu Kürt’ün, her onurlu insanın karşı duracağı, mücadele edeceği bir gerçektir. Böylesi bir faşist mantık karşısından hiçbir insan insanlığından vazgeçemez, onursuzluğu kabul edemez. Kürtlere de kimse bu onursuzluğu kabul edin diyemez.

Erdoğan Hakkari’de “Ya sev ya terk et” diyor. İstanbul’da polisle çalıştığı, faşist olduğu ve polisin bizzat yanında bulunarak silah çeken biri için “Vatandaştır, kendisini koruyor” diyor. Açıkça Kürtlere karşı tüm toplumu harekete geçirmek istiyor. Kürt’e her türlü şey yapabilirsiniz çağrısında bulunuyor. Kürt’e hakaret, linç, vurma, katletme, imha etme, işkence etme, her türlü şey revadır, diyor. Eğer bu kadar Kürt düşmanı olmasa, insanlık düşmanı olmasa, böyle bir çağrıda bulunabilir mi? Kimler bu tür çağrılarda bulunabilir? Ancak insanlıkla ilişkisini kesmiş olan faşist kişilikler bu çağrıları geliştirebilir. Erdoğan Hakkari’de söylediğini Türkiye’de uygulamaya koyuyor. Hakkari’de Kürtlere “Ya sev ya terk et” diyor. Ankara’da Türkiye toplumuna sesleniyor, “Kürtleri vurun” diyor, bunun fetvasını veriyor, bunu teşvik ediyor. Açıkça kendi anayasasını, yasasını, hukukunu ayaklar altına alıyor ve oldukça da pervasız davranıyor.

Onun için bundan böyle linç edilecek, katledilecek, hakarete uğrayacak her Kürt’ten bizzat Erdoğan ve partisi sorunlu olacaktır. Yine bu politikaya “dur” demeyen devlet, devlet kurumları, buna alet olan kurumlar sorumlu olacaktır. Bu Türk halkıyla Kürt halkını birbirinden koparmaktır, birbiriyle düşman etmektir, birbiriyle çatıştırmaktır. Bu, Türkiye’yi bölmektir. Çokça dillendirdikleri tek vatan, tek devlet, tek millet, tek bayrağı paramparça etmektir. Aynen Hitler’in Almanya’nın başına getirdiğini Türkiye’nin başına getirmektir. Halkımıza ve her bir mensubuna karşı ölüm fetvaları veriliyor. Kürt halkına karşı milliyetçilik, ırkçılık, faşizm körükleniyor. Tüm Türkiye toplumu bu temelde şekillendirilmek isteniyor. Kürtlere karşı kin, öfke, aşağılama geliştirilerek, Türk ırkçılığı yükseltilmek isteniyor. Halkımızın bunu bilerek, görerek, iliklerine kadar duyarak, bulunduğu her yerde savunma mekanizmasını örgütleyip yetkinleştirmesi, birliğini ve örgütlenmesini geliştirmesi gerekiyor. Birbirine sahip çıkması gerekiyor. Gelişen ve geliştirilecek her türlü saldırıya karşı her türlü olanağı kullanarak kendini koruması gerekiyor.

Türk devleti bu defa AKP eliyle mi ırkçılığı geliştirmek istiyor?

Çok açıkça görülüyor ki, bizzat devlet AKP’yi kullanarak Türk ırkçılığını şahlandırmak istiyor. Bu ırkçılığını da tamamen Kürt düşmanlığı üzerinde geliştirmek istiyor. Türkiye’nin geleceğini bu temelde yaratmak istiyorlar. Onun için halkımızın her ferdine karşı saldırıların boyutlanma tehlikesi vardır. Bunun görülmesi ve tedbirlerin ihmal edilmemesi, tehdit, şantaj ve saldırılara boyun eğilmemesi, meşru savunmanın bütün olanaklar kullanılarak geliştirilmesi gerekiyor. Ancak bu tarzda saldırılara karşı varlığımızı koruyabiliriz. Başka türlü varlığımızı koruyamayacağımızı, her türlü saldırıya maruz kalacağımızı bilmemiz gerekiyor.

Türkiye’deki tüm yurtsever, demokratik, sosyalist, ilerici, hümanist, feminist, çevreci kişi, çevre, örgüt ve kurumların bu faşist çağrılara, örgütlenme ve saldırılara Kürt halkıyla birlikte karşı durmaları oldukça önemlidir. Eğer bu saldırılara Kürtlerle birlikte karşı durmazlarsa, Kürt halkının inkar ve imhasına ortak olmuş olacaklarını ve Kürtlerden sonra sıranın kendilerine geleceğini bilmeleri gerekir. Kürt halkı bugün sadece kendisi için değil, Türk halkı için de büyük bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürütüyor. Türk halkının demokratik ve özgür yaşamı kazanmada en büyük dayanağı Kürt halkının bu mücadelesidir. Eğer Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve özgürlüklerin gelişmesi isteniyorsa, Türkiye’deki faşist tehlikenin önünü almak istiyorlarsa, bunun yolu Kürt halkıyla, Kürt kardeşleriyle dayanışmayı her düzeyde geliştirmelerinden geçiyor. Aksi taktirde en çok da Türkiye’deki bu çevreler kaybedecektir. Belki Kürtler zarar görecektir, ama en büyük kaybı kendileri yaşayacak ve Türkiye kaybedecektir. Kürt’ü imha etmek isteyen bir Türkiye, kendisini imha etmek isteyen bir Türkiye’dir. Bunun çok net anlaşılması gerekiyor. Eğer Türkiye kendisini imha etmek istemiyorsa, Kürtleri imhadan, Kürtlere karşı faşist saldırıları örgütlemekten vazgeçmelidir. Türkiyeli demokrasi güçlerinin, aydınların ve yazarların da bu gerçeği bilerek hareket etmeleri gerekiyor.

Türk devleti ve onun inkar ve imha siyasetini uygulayanlar bu tarzda Kürtlere boyun eğdireceklerini, teslim alacaklarını ve sindireceklerini sanıyorlarsa aldanıyorlar. Kürtler artık eski Kürtler değildir. Kürtler hiçbir şantaj ve tehdide, hiçbir soykırım girişimine artık boyun eğecek Kürtler olmaktan çıkmışlardır. Kürtler ya özgür yaşayacak ya da yaşamayacaktır. Bunun kararını vermiştir. Bunun çok iyi anlaşılması gerekiyor. ABD’nin, AB’nin ve İsrail’in Kürt düşmanlığına, Kürt soykırımına, Türkiye’deki faşist örgütlenmeye ve bu faşist örgütlenmenin önüne koyduğu Kürt soykırımına artık destek vermekten vazgeçmeleri, soykırıma ortak olmamaları gerekir. Kürt halkının soykırımını çıkarları için kabul etmemeleri gerekir. Kendilerinin çıkarı Kürt halkının soykırımından geçmiyor. Bunu artık anlamaları gerekir. Kürt halkı güçsüz olabilir, imkanları az olabilir, destekleyenleri olmayabilir, ABD’nin bu güçlere vereceği çok fazla siyasi ve ekonomik çıkarları olmayabilir. Ama bu hiçbir gücü de bu halkın ortadan kalkması gerektiği sonucuna götürmemelidir. Türkiye’nin vereceği her türlü tavizi olabilir, ama bunun karşısında Kürt halkını ortadan kaldırma hakkını hiçbir güç kendisinde görmemelidir, göremez. Bu güçlerin Kürt halkının yok edilemeyeceğini artık anlamış olmaları gerekir.

Eğer Türk devleti bu soykırımda ısrarlı davranıyorsa, bu tamamen ABD’nin, AB’nin ve İsrail’in verdiği destek sayesindedir. Bunu Kürt halkı artık çok iyi biliyor. Kürt halkının nefretini artık bu güçlerin kazanmaması gerekir. Birazcık insanlığa saygıları varsa, birazcık kendilerine de saygıları varsa, Kürt halkının iradesine saygılı olmaları gerekir.
AGİT ERDAL


YARIN
- Türkiye ile Kürdistan Federe Hükümeti arasındaki yapılan görüşmeler.
- Güney Kürdistan’a yönelik yeni bir işgal harekatı gelişebilir mi?



Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 8


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

En çok okunan haber: Kürdistan:


Haber Arşivi
Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.