Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Duran Kalkan'a(2)
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
“Büyük Felaket” mi, Soykırım mı?
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Aynı hikaye
Hasan Bildirici
Aydın Dere
2008 geride kalırken
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 0
Misafir(ler) Çevrimiçi: 59

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 
Tutsak olmak-Esra Çiftçi
Posted on Perşembe, 20. Kasım 2008
Topic: Güncel
Peki, Gebze cezaevinde olan olayları kim bize açıklayacak? Biz dışarıdakiler niye sormuyoruz? Bir cezaevinde nasıl oluyor da, siyasi tutsakların kaldığı bir koğuşa ki; kadın koğuşu, erkek adli tutsaklar girebiliyor ve onlara şiddet uygulayabiliyor…

Zindan ve tutsak olmak

Esra Çiftçi

“Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle
Kuyu gibi kapkara zindanlardan
Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları
Ellerinde izi vardı eziyetlerin
Hınç oklarını aradım gözlerinde
Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin
Yaralar ve ışıklar içinde”
Pablo NERUDA

Zindanlar benim yaramdır, zindanlar benim vicdanımdır. Birçok yiğit devrimciyi taş duvarların arasında sıkıştırıp, duvarların altında bırakmak istiyorlar. Militarizm, kana doymayan vampir gibi, o bir karışlık yerde bile her türlü zulmü hak sayıyor tutsaklara…

Birçoğu bana yolladığı mektuplarda, mahkemelerde yaşadıkları haksızlığı, kadın ziyaretçilere yönelik cinsel organlarını da kapsayan insanlık dışı aramaları, anadili Kürtçe olan tutsakların kendi dillerinde konuşma ve yazma yasağını anlatıyor…

Kısa bir süre önce Kırıklar cezaevinde kadın ziyaretçilere uygulanan insanlık dışı, onur kırıcı uygulamayı hatırlıyorum da tüyler ürpertici. Üst araması adı altında, iç çamaşırlarına varana kadar aranılması, aşağılamak değildir de ne nedir? Hatta o kadar ileriye gidiyorlar ki; bazı kadınların regl döneminde olmasına rağmen petleri bile aranıyor. Sonuçta X-RAY aracından geçiriyorsunuz, silah, kürek içeriye sokamayacaklarına göre insanların genital bölgesine kadar elle aranılması aleni tacizdir.

12 Eylül’ün kirli, çirkin, hileli oyunlarını gördük, yaşadık, biliyoruz… İnsanların nasıl tutuklanıp, nasıl işkencelerden geçirilip, hatta nasıl öldürüldüklerini de gördük. Dışarıda nasıl düdük öttürüldüyse, zindanlarda o düdükler hiç susmadı. Zorla insansızlaştırmanın zindanlarda nasıl bir mekanizmayla çalıştırıldığını biliyoruz. Diyarbakır zindanlarını hiç birimiz unutmadık, Eskişehir tabutluklarını, Mamak, Metris…

12 Eylül askeri darbesinin ardından tutukluların bir asker gibi “tekmil vererek” konuşmaya başlaması, ya da gardiyanları karşılaması, cezaevi idarelerinin uygulamak istediği denetim ve baskı biçimlerinden biriydi. Bu baskı ve denetim, 12 Eylül askeri darbesinin üzerinden geçen 28 yıla rağmen, farklı biçimlerde zaman zaman kendini gösteriyor…

F tipi sürecinden sonra, artık birçok şeyin önü alınamaz da oldu.
Tutsaklar, tecrit içinde tecrit yaşıyorlar. Onlar her türlü zulmü yaşarken, ailelere de her türlü işkence yaşatılıyor ve yaşatmak isteniyor. Militarizm her yerde militarizmdir… Dışarıda paşalar parmak sallayıp gözümüzün içine sokuyorlar, içerde de paşaların uzantıları, gardiyanlar, askerler, müdürler aynı şeyi yapıyor…

Sevkler sırasında ağır bir şekilde darp ediliyorlar ama buna rağmen adli tıp raporlarında “darp ve cebir izine rastlanılmamıştır” deniliyor, Hipokrat yemini ederken bir ayağını kaldıran yalancı doktorlar tarafından…

Cezaevi revirine çıkmak için ancak belli günler de dilekçe yazılabilmekte. Yine tutuklu ve hükümlülerin hastane sevkleri 1–2 aydan önce gerçekleştirilmemektedir. Aleni “ölün” diyorlar… Cezaevi kantinindeki malzemeler piyasa bedelinin çok üzerinde bir fiyata satılmakta. Süreli yayınlar tutuklu ve hükümlülere verilmemekte, avukat görüşüne giderken yanlarına kalem almalarına izin verilmemektedir.

Peki, Gebze cezaevinde olan olayları kim bize açıklayacak? Biz dışarıdakiler niye sormuyoruz? Bir cezaevinde nasıl oluyor da, siyasi tutsakların kaldığı bir koğuşa ki; kadın koğuşu, erkek adli tutsaklar girebiliyor ve onlara şiddet uygulayabiliyor… Hiçbir dönem görülmemiş bir olay. Cezaevi idaresinin açıklaması şöyle, “valla, bilmiyoruz, adli mahkûmlar kendi kapılarını patlatmışlar sonra diğerlerinin kapılarını kırıp içeri girmişler” şimdi bu açıklamaya insanın bir tarafıyla gülesi geliyor…

Elbette ki cezaevi yönetiminin göz yumduğu bir olay, hatta onlarla ortak yapılan bir girişim ama kimse bunun üzerine gitmedi…
Yaşanan bu tecrit, izolasyon ve işkenceler ihlalin ötesinde insanlık ayıbıdır.

Kamuoyunda ciddi bir duyarlılığın oluşması gerekiyor. Tutsakların her anı, nefes alış verişi dahi bizleri düşünürken, nasıl oluyor da biz onları unutuyoruz…

Tam da bu noktada yüzümüzü güldürenlerin var olduğunu keşfediyorum, bir grup deli çıkıyor karşıma… İşte onlar unutmayanlar…
Evet, unutmayanların var olduğunu görüyorum, ömürlerinin en güzel yıllarını zindanlarda geçiren veya yüzlerini zindanlara dönen ve kendilerine ‘dışarıda deli dalgalar’ adını veren bir avuç insan… İşte vazgeçmeyenler, vazgeçmek istemeyenler… Seslerini duyurmaya çalışan bir avuç deli…
Dinlemek lazım, ses vermek lazım, gönül katmak lazım…
Haftaya da bu delileri anlatacağım sizlere…

esraciftci2005@yahoo.com

özgür politika




Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 2


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

En çok okunan haber: Güncel:


Haber Arşivi
Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.