Büyücüler köyünde ki büyücü olan kabile şefi, özel bir ağaçtan koparttığı yapraklarla geleceğim hakkında büyü yapma istemesi, onurlandırıyor beni. Özel bir ağaçtan koparttığı iki adet yaprağı avucunun içinde üst üste koyup anlamadığım bir dilde birşeyler mırıldanarak yaptığı büyünün sonucunda, adının "isimsiz" olan partnerim ile mutlu ve uzun bir beraberlik yapacağımı söylemesini pür dikkat dinliyorum.
24- Vanuatu -Tanna
8 Martta dünyanın çeşitli ülkelerin de ki kadınlar, dünya kadınlar gününü kutlarken ben Porto Vila şehrinin bulunduğu adadan ayrılıp, Vanuata’nun Tanna adasına iniyorum. Bu adada, henüz bu çağda bile yamyamlık (insan yiyen insan) geleneğinden dolayı ilkel kabilelerin yaşıyor olmasının vermiş olduğu heyecandan ötürü ve aynı zamanda oldukça aktiv olup hergün lav püskürten Yasur Volkanından dolayı bu adayı gezip görmek için havaalanına çok fazla uzak olmayan okyanus’un kenarında bulunan bir otele yerleşmek üzere havaalanından ayrıldığım da, adada sadece uçakların inip kalkması için inşa edilen pist’in asfalttan ibaret olduğunu görüyorum. Bir doğa sever olarak buna çok fazla da üzülmüyorum. Sonuçta, çok gerekli olmadıkça, asfalt yolun, doğanın pek yararına olmadığı bilinen bir gerçek.
Havaalanı ile kaldığım otel arasında ki düz bir çizgiyi andıran yoldan ziyade patates tarlasını andıran toprak ve çukur yoldan, sarsıla sarsıla seyahat ettikten kısa bir süre sonra otele varıyorum. Saçlarına iliştirdiği çiçek ile "hoşgeldin" kokteyli ikram eden receptionda ki bayan görevli, otel hakkında biraz bilgi veriyor. Elektriğinin olmadığı ve jeneratör vasıtasıyla 17:00 ile 22:00 arasında ancak elektrik verildiğini söylemesinin şaka olmadığını, ancak daha sonra gecenin çökmesiyle saat 22:00’dan sonra, odanın içi birdenbire zifiri karanlığa büründüğünde anlayabiliyorum.
Buraya aslında otel demek abartı olur. Ağaçlardan, yapraklardan ve dallardan yapılmış olan birçok kulubenin içinde bulunduğu bu tesiste ki kulubelerden birine yerleşiyorum.
Bu, kuş uçmaz kervan geçmez okyanusun ortasında yeralan küçüçük adacıklardan oluşan ülkede zamanı iyi değerlendirmeye çalışıyorum. Saat 12:00 cıvarında kulubeme yerleştikten sonra, saat 13:00 te beni otele getiren otelin jeep şöförünün yardımıyla ormanın derinliklerinde yaşayan bir kabilenin yaşam şeklini görmek için yola çıkıyoruz. Yola çıkmadan önce de akşam yemeğinin siparişini öğlen saatlerinde yapmak gerektiği için hızlı bir kararla menüde önerilen yemeği sipariş ediyorum.
Jeep ile yaklaşık olarak yarım saatlik bir yolculuktan sonra vardığım bu tropik ormanın derinliklerinde oldukça iyi gizlenmiş olan "Büyücüler Köyü’ne" varıyorum.
Çok tuhaf bir hoşgeldin karşılaması ile köy girişinde, nerden çıktığını hiçbir zaman anlayamadığım ve boynuma en fazla 5 cm uzaklıkta duran, ellerinde ki mızrakları ile, köye girişleri kontrol altında tutan köyün gençlerine esir düşüyorum. Hernekadar çok fazla uzun sürmeyen bu esir alınışım karşısında soğukkanlılığımı korumaya çalışıyor olsam da, birilerinin bu olaya mudahale etmesini o kadar çok istiyorum ki.... Kendimi çok çaresiz ve ne yapacağımı bilmez bir haldeyken ve boynumun etrafı mızraklarla sarılmışken ne anlama geldiğini bilmediğim bağrışmalardan dolayı çok yanlış bir şey yapmış olabileceğimi düşünüyorken, ancak kabile reisi geldiğinde kurtuluyorum. İri yapılı ve yaşlı olan kabile şefi elinde ki asasıyla kim olduğumu ve burda neler yaptığımı öğrendikten sonra, gençlere artık dağılmaları konusunda drektif veriyor. Cılız bir muhalefet olsa da genelde bu direktife saygıyla uyulduğunu görüyorum.
Kabile şefi önde, ben ve köyden bir tercüman da şef’in gerisinden köy meydanına doğru ilerlerken köy sakinlerinin de meraklı gözlerle beni süzdüklerini hissediyorum. Kısa bir tanışma ve kaynaşma döneminden sonra, şef burda bulunmamın amacını ve ne kadar kalmayı planladığımı tekrar öğrenmek istiyor. Şefin unutkan biri olduğunu daha sonra anlıyorm. Çünkü aynı soruyu defalarca soruyor ve ismimi en az on kez tekrarlattırıyor bana. Bazen iki dakika önce sormuş bile olsa, tekrar ismimi sormasını çok normal karşılamıyorum. Yaşlılık veya beynin bazı fonksiyonlarının yeterli verimli olamamasından kaynaklanan sağlık sorunu olabilir diye düşünüyorum.
Aslında bu köyde gördüklerime inanmak güçtü.
Çocukluğumun yaz tatillerinin bir kısmını geçirdiğim ve aileden sadece amcamın kendi ailesiyle yaşadığı köy, içme suyunun olmayışından, elektriğin henüz lüx olduğu ve asfalt yolunun olmayışından dolayı, benim için herzaman, teknoljik alanda en ilkel yerleşim birimiydi.
Kürtleri sömürenlerden daha barbar toplulukların olabileceğini hiç bir zaman düşünememiştim. Yani bende saplantı haline gelen iki olguydu bu. Amcamın içinde yaşadığı köyün yeryüzünün en ilkel köyü olduğu ve Kürtleri sömürenlerinde en barbar topluluklar olduğuydu.
Bu nedenle şimdilik en azından bu iki saplantımdan bir tanesi yıkılmıştı. Çocukluğumun yaz tatillerinin bir kısmını geçirdiğim ve amcamın ailesiyle yaşadığı köy burdan daha ilkel değildi, teknolijik açıdan.
Burda kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey yoktu. Aslında belki de herşey burda vardı. Sığ ormanlarının vermiş olduğu oksijen, çok zengin meyve ve sebze çeşitleri, hormonsuz besinler, sosyal dayanışma, doğa ile içiçe olmak vs. Olaya hangi pencereden baktığınıza bağlı.
Her nekadar karşılama, alışık olmadığım bır karşılama olmuşsa da, genelde köy halkı oldukça cana yakın ve misafirperver. Yüzlerinden eksik etmediği gülümsemeleriyle hayat ve doğa şartlarının zorluğu ve çetinliği karşısında bile mutlu olabilmeyi başarmışlar. Dış dünyada neler olup bittiğinden ne kadar haberdar oldukları konusunda herhangi bir fikrim, malesef yok. Bunu öğrenmek içinde, herhangi bir çabamda olmuyor.
Ama doğayı çok iyi tanıdıkları, her ağaç ve bitkinin hangi ise yaradığı ve ne amaçla kullanilabileceği konusunda muazzam bir bilgi birikimine sahip olduklarını görüyorum. Hatta hasta ve sakat olanlar için bile 2-3 dakika içerisinde taşımak için tamamen yapraklardan oluşan sedye yaptıklarına bizzat şahit oluyorum. Yere serilen bu kocaman yapraklar üzerine hareketsiz bir şekilde uzanan kişinin, iki ayrı kişi tarafından taşınması, yaprakların dayanıklılığı konusunda iyi bir test oluyor.
Büyücüler köyünde ki büyücü olan kabile şefi, özel bir ağaçtan koparttığı yapraklarla geleceğim hakkında büyü yapma istemesi, onurlandırıyor beni. Özel bir ağaçtan koparttığı iki adet yaprağı avucunun içinde üst üste koyup anlamadığım bir dilde birşeyler mırıldanarak yaptığı büyünün sonucunda, adının "isimsiz" olan partnerim ile mutlu ve uzun bir beraberlik yapacağımı söylemesini pür dikkat dinliyorum. Nede olsa bunu söyleyen kabile şefi, yanlış tepki vermek ayıp olurdu. Kazanda pişme olasılığını da herzaman gözönünde bulundurarak dikkatli davranmam gerekiyor, yamyamlar adasında olduğumu zaman zaman hatırlamakta yarar var. İsmi bile olmayan partnerimle, uzun ve mutlu bir hayat süreceğimi şef iddia ettiyse, itiat etmekten başka alternatif kalmıyor.
Köyde ayrılma vakti geldiğinde, dostluğu simgeleyen Tanna adasında ki halkın geleneksel içkisi konumunda ki Kava’dan bir yudum içiyorum. Tahta bir tas içinde sunulan ve çamurlu suyu andıran bu içkiyi içer içmez, bunun uyuşturu olabileceğini dudaklarımın ve dilimin uyuşmasından dolayı anlıyorum. Kava adlı ağaç kökünden yapılan bu içkinin, Vanuatunun dış dünyayla bağlantısını sağlayan, Australia ve Yeni Zelanda da ithali, satışı ve üretilmesi yasaklanmış durumda. Vanuatulular bu yasağın sözü geçen ülkelerin kendi içki pazarını korumak için aldıkları bir karar olduğunu düşünürler. Malesef bu düşünceye katılamıyorum. Çünkü Kava kesinlikle uyuşturcu etkisi veren bir içki. Vanuatu’ya geldiğimden beri sürekli duyduğum bu içki hakkında birazda bilgi edinmiştim. Kişinin bu içkiden belli bir miktar içmesi durumunda, belli bir süre sonra dış dünya ile olan bağlantısı tamamen kopuyor ve bir trans durumuna geçiyor . Sadece kişinin varlığı fizikseldir. Yani düşünme ve konuşma yeteneği oldukça zayıflıyor. Bunun bir sonucu olarakta çevrede olan en yakın insanları bile artık tanımıyor ve hiçbir şeye tepki vermiyor.
Tanna adasında ki bu kabilenin evliliklerinde, başlık parasına benzer bir sistemleri mevcut. Damat adayının, gelin adayı olan bayanın babasına yirmi adet Kava ağaç kökünü ve birde yaban domuzu yavrusu hediye etmesi gerekiyor, sözü edilen kızla evlenebilmesi için.
......devamı gelecek bölümde.
Slav û Réz!
Kadir Tosun
Kadir_tosun@yahoo.se
2010-06-20
|