Arkadaşını gömen var mı içinizde, ona bir tabut yapmadan, yıkamadan, beyazlar giydirmeden öylece bir parça toprak kazıp altına koyup uzaklaşan... Bir mezar taşı bile koyamayan.. Hatta bazen cenazesini bile almadan uzaklaşan, kendisine söylemek isteyipte söylemediğinizi bir ömür yüreğinde taşıyan var mı?
Arkadaşını gömen var mı içinizde...
Ağır ve sancılı günler yaşıyoruz. Sürekli genişleyen operasyonlar, çatışmalar, gelen cenazeler...Evet zorlu bir süreçten geçiyoruz. Her gün birileri ölüyor, Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkesler... Yaşamının baharında insanlar ölüyor.
Kimi sırtladığı umuduyla Qatolarda, Berçelada, Zağroslarda inancıyla güneşe gömülüyor. Kimiyse çantasında ailesine yazdığı son satırlarla vedalaşmadan ve yarınlara olan umudunu ürkekçe koynunda saklayarak vuruluyor. Asker ya da Gerilla hiç fark etmiyor. İsmini bile kimsenin duymadığı, ama bir yaşam savaşının verildiği dağlarda birbirlerini tanımadan vuruyorlar.
Gerilla neden savaştığına anlam veriyor, belki de onu bu kadar yüce kılan erdemlerinden geliyor bu anlamlilik. Peki ya askerler, onlar neden savaştıklarına anlam veremiyor ve zorunlu olarak o dağlara sürülüyorlar. Dağlar ki gerilla için özgürlük diyarı, varolmanın diğer adı. Asker içinse, sürgün ve ölümün diğer adı. Geride kalanlar aynı, gözüyaşlı analar... Dağlara hüzünle, emekle ve hasretle bakan, her çatışmada yaralanan ve her operasyonda sabahlayan yüreği yanık babalar... CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu "artık babalar da ağlıyor" demiş, yanılıyor pek tabii. Anneler ve babalar bu ülkede en az 30 yıldır ağlıyor, yoksul insanlar öldürülüyor. Bir halkın tarihine, diline, kültürüne ve yarınlarına sahip çıkmanın ağır bedeli işleniyor.
Haberleri izliyorum..."Teröristlerin hain saldırısında 4 er şehit oldu, 6 terörist öldü"...
Peki Kürdistanda koyun otlatırken, kapının önünde oynarken, sokakta dolaşırken kurşunlanan, mayın tarlalarında parçalanan Uğurlar, Ceylanlar, Enisler için kimse neden birşey söyleme gereği duymuyor. Yoksa bizim çocukların Kürt olması yetiyor mu vurulmasına. Onların da bir ailesi, bir cani ve bir umudu olduğunu görmeyecek kadar kör ve vicdansız olur mu insan? Siz ismini bile tellafuz etmekte zorlandığınız o insanları hiç tanımıyorsunuz. Onların da hayalleri, ailelerine, sevgililerine yada yoldaşlarına yazdıkları mektuplari vardı. Savaşın bile kuralları olur dedirtecek kadar kuralsız bir savaş çünkü bu.
Arkadaşını gömen var mı içinizde, ona bir tabut yapmadan, yıkamadan, beyazlar giydirmeden öylece bir parça toprak kazıp altına koyup uzaklaşan... Bir mezar taşı bile koyamayan.. Hatta bazen cenazesini bile almadan uzaklaşan, kendisine söylemek isteyipte söylemediğinizi bir ömür yüreğinde taşıyan var mı... Bir gece boyunca yaralı arkadaşını sırtında taşıyan ve yarasına derman bulamayıp sonsuzluğa uğurlayan, buz kesilen ellerinde kendi sıcaklığını arayan... Önümdeki resimlere bakıyorum. Bayrağa sarılı asker tabutları ve bir bayrağın önünde gülümseyen gerilla resimleri... İki ayrı cihan. Her çatışmada yeniden vurulurum, yaralanan arkadaşları düşünür yaralarına derman olamamanın ezikliğini yaşarım. Hakkari'de, Şemzinan'da, Besta'da mevzide çaresizce ölümü bekleyen ve vurulan, vurulduğu yerin ismini bile bilmeyen bir asker olurum. Yüreğinde saklı barındırdığı umutlarını bir gece yıldızlarla buluşturan ve öylece kayan bir umut yolcusu olurum... Yetmiyor mu bu savaşın bitmesi için verilen bedeller... Savaş bir felakettir, katliamdır ve kandır. Peki benim ülkemdeki, gençlerin kanından ve geleceğinden beslenen savaş ne zaman bitecek ? Ne zaman akıl ve yürek birbirini tamamlayacak. Savaşı yaşayan ve yüzlerce yoldaşını kaybeden birisi olarak artık silahların susması gerektiğine inanıyorum. Artık yoldaşlarımın şehadet haberlerini duymak istemiyorum. Artık bayrağa sarılı yoksul asker cenazelerinin ardından atılan sloğanların durması gerektiğine inanıyorum. Ne vurmak ne de vurulmak istiyorum. Bu kanının durdurulması için karşılıklı yapılması gerekenler yapılmak zorundadır. Hükümet ister dolaylı olsun ister direkt PKK ile görüşüp, bu savaşın önünü diyalogla almalıdır. PKK, geliştirilecek konsept karşısında gerekeni yapmalıdır. Savaşın muhatapları ve kayıpların sorumluları olarak, bu halka barış ve huzurlu günler getirmekle yükümlüdürler. Bu halkın 30 yıllık acılarına birlikte son vermek zorundadırlar... Savaşta masumiyet yoktur, her iki tarafta yanlışlarını görerek, doğruda buluşmalıdır.
medya.deniz@hotmail.de
|