Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
İnegöl, Dörtyol ve sonrası-Hasan Bildirici Posted on Çarşamba, 28. Temmuz 2010
Topic: Yaşam
Kürtler, Türk devletinden kendileri için Kürdili bir devlet çıkaramazlar. Bu beklenti, Türk devletinin karakterine ters bir şeydir. Devlet Bahçeli’yi solcu yapmak kadar zordur. Fakat egemen basın, egemen devlet, egemen Kürt siyaseti ısrarla Kürtlerle Türklerin kardeş olarak bir arada yaşamalarını istemektedir. Bu çok saçma bir şeydir. Uyduruk bir kavramdır. Kardeşçe bir arada yaşamak yoktur. Benim sekiz kardeşim var, sekizi de birbirinden ayrıdır. Sanırım herkesin evlenen ve ev kuran kardeşleri ayrıdır. İşin esası şöyledir: “Kardeşçe ayrılık.”
İnegöl, Dörtyol ve sonrası
Hasan Bildirici
Bazen bir süre yazmayayım diyorum. Zaten Fransa’dan yazılarımı sürekli takip eden, hemen hemen hergün de mesaj yazan bir arkadaş var:
“Sen romancısın, siyasal yazılar yazma,” diyor.
Avukat, milletvekili, parti merkez komite üyesi, eski ve yeni siyasetçi, işçi, köylü, gazeteci yazı yazar da bir romancı niye yazamaz doğrusu anlayamadım.
Nobel Edebiyat Ödüllü Şolohov’un Sovyetler Birliği Komünist Partisi merkez Komitesi üyesi olduğunu biliyorum. Nazım Hikmet, Komünist Partisi üyesi idi. Lenin, “Ne yapmalı” adlı kitabını, Rus romancı Çernişevsiki’nin “Nasıl Yapmalı” romanından kopya etmişti biraz.
Bana göre, zamanı ve geleceği en iyi romancılar, sanatçılar, sosyologlar ve felsefeciler tahlil ediyor. İsimlerinin ölümsüz olması biraz da bundan olsa gerek.
Sovyetler Birliği’nin en etkili devlet başkanlarından olan Stalin:
“Rusya bir daha kapitalizme dönmez,” demişti.
Hiçbir sözü çıkmadı. Öldüğü gün, bir değil üç-beş doktora birden Stalin'in kalbini dinlettiren Polit Büro’nun dinazor üyeleri, öldüğünden tam emin olduktan sonra:
"Diktatör öldü," dediler.
Berlin, Sovyet ve Amerikan birlikleri tarafından kuşatıldığında Hitler hala zafer kazanacağına inanıyordu. Amerikalı siyasetçiler de Vietnam’da zafer kazanacağına inanıyordu. Ama aklı başında bir romancının Amerika’nın Vietnam’da zafer kazanacağını yazdığını hatırlamıyorum.
Kendim bu işle ilgili olduğum için söylemiyorum, insanı en iyi roman yazarları anlar. Onlar, zamanı ve insan ruhunu anlatmayı iyi bilirler. Çağla insanın uyuşamadığı noktaları bulup çıkarmak da onların işidir. Fransız, İngiliz, Rus ve Amerikan devrimlerinin ruhsal hazırlayıcıları romancılarıdır. Tolstoy’un romanlarını okuyun, hiçbir siyasetçinin ve felsefecinin keşfedemediği Rus insanının çalkantılarını ve devrim diye haykıran ideallerini onda bulursunuz.
Kürtler ve Türkler hayatı aşırı şekilde siyasallaştırdı. Aşırı siyasallık kısır bir döngü ve çürüme yarattı. Şimdi Kürt ve Türk siyasetçileri hep birlikte her iki toplumun kanlı bir iç savaşa doğru gidişini izliyorlar. Yapabilecekleri fazla bir şey yoktur. Bu bir yazgıdır. Yaşanması gereken toplumsal olaylar yaşanacaktır.
***
Lahey Adalet Divanı’nın, Kosova’nın bağımsızlık kararını meşru görmesinin gerekçesi tam da Kürtleri anlatıyor. Lahey Adalet Divanı kararında, bir devletin halk için var olduğu, halkın kendi kaderini tayin etme hakkına saygıyı kabul eden bir eşitlik ortamının yaratılması durumunda, ülkenin toprak birliğine karşı olan girişimlerin hukuka aykırı olarak değerlendirilebileceği belirtiliyor. Eğer böyle bir durum yoksa, halkın bir kısmına karşı ağır baskılar uygulayan devlete karşı isyanın bir hak olduğu anlatılıyor…
Lahey Adalet Divanı’nın kararından sonra benim için Türk devletinin Kürdistan üzerindeki hakimiyeti tamamen yasa ve hukuk dışı bir niteliğe büründü.
Karar açık, Türk devleti, Kürtlerin tüm özgürlüklerini tanıyacak, bununla da kalmayıp, Kürtlerin her zaman için ayrılma hakkını kabul edecek ve buna rağmen Kürtler toprak bütünlüğüne yönelik bir davranış geliştirirlerse, o zaman bu durum hukuk dışı olarak nitelendirilebilecek. Eğer böyle bir şey yoksa, isyan etmek ve ayrılmak Kürtlerin hakkıdır diyor… Karar o kadar açık ki, bu karar bana göre çağ açıcı bir karardır ve Türk ırk sisteminin canına okumuştur.
Tabii Kürtlerin bu kararı nasıl okudukları ve karara karşı nasıl davranacakları önemlidir. Diyelim ki biz bir sabah, Kürtlerin sık sık yaptığı gibi gidip, Lahey adalet Divanının önünde bağımsızlık yürüyüşü yaptık. O zaman bir görevli dışarıya kadar gelir ve bize şunu sorar:
“Ne istiyorsunuz evladım?”
Koltuğunun altında derme çatma bir Kürt dosyası bulunduran en bilgili arkadaşımız bir adım öne çıkar ve şöyle der:
“Kosova gibi bağımsızlık istiyoruz efendim,”
Lahey Adalet Divanının görevlisi gülecektir:
“Evladım, bağımsızlık başvurusu böyle olmuyor. Gideceksin, bağımsızlık kurum ve kuruluşlarını oluşturacaksın, en azından topraklarının bir kısmının hakimi olacaksın, kendi başına biraz yaşıyor olduğunu kanıtlayacaksın, yani anlarsın ya, uluslar arası bir dalgınlık ve çalkantı anında şıpıdanak bağımsızlığını ilan edip, Lahey Adalet Divanlık olacaksın. Anladın mı evladım?”
O anda bağımsızlık yürüyüş halinde olan biz Kürtler muhtemelen anlamış gibi görüneceğiz, fakat esasında olayları yine kavramamış olacak ve Lahey adalet Divanındaki görevlinin dediği o çalkantılı dönemde, korkarım çorabı yine kendi kafamıza geçireceğiz…
***
Bunları, ortaya çıkan Kürt-Türk çatışması üzerine yazdım. Hatay, İnegöl, Dörtyol, Bursa, Ordu… İzmir falan… Bizim Fransa’dan yazan arkadaş yine gerilecek, ama bir romancı olarak diyorum ki, iki nedenden dolayı Türklerle Kürtlerin bir arada yaşama şansları yoktur.
1-Devletten dolayı… Devlet, Kürtlerin değil, Türklerin devletidir. Sürgünde bir Türk yoktur, fakat bir milyon Kürt vardır. Türk milliyetçiliği yapıyor diye tek yazar ve siyasetçi ceza almış değildir, fakat Kürtlerin bütün siyasetçileri ve yazarları davalıdır.
2-Diyelim ki, devlet böyledir. Ama buna rağmen sorunları çözmeye çalışıyor. Hayır, sorunları çözemez. Çünkü yüz yıllık inkar ve reddin ortaya çıkardığı ırkçı ve tetikçi nesiller, Dörtyol, İnegöl ve Hatay’da görüldüğü gibi, Kürt sorunun çözümüne yaktın değillerdir. Devleti aciz duruma düşürecek olanlar da bunlardır. Karakolun önüne birikmekte, panzere çıkmakta, polisle birlikte zanlı aramakta ve kendilerince buldukları zanlıları polisin elinden linç için istemektedirler. Ve bütün olaylardan sonra devletin valisi, bakanı, kaymakamı şu açıklamayı yapmaktadır:
“Maalesef vatansever güçlerimiz tahrik olmuştur!”
Yani demem odur ki, Kürtler, Türk devletinden kendileri için Kürdili bir devlet çıkaramazlar. Bu beklenti, Türk devletinin karakterine ters bir şeydir. Devlet Bahçeli’yi solcu yapmak kadar zordur. Fakat egemen basın, egemen devlet, egemen Kürt siyaseti ısrarla Kürtlerle Türklerin kardeş olarak bir arada yaşamalarını istemektedir. Bu çok saçma bir şeydir. Uyduruk bir kavramdır. Kardeşçe bir arada yaşamak yoktur. Benim sekiz kardeşim var, sekizi de birbirinden ayrıdır. Sanırım herkesin evlenen ve ev kuran kardeşleri ayrıdır. İşin esası şöyledir:
"Kardeşçe ayrılık."
Kürtler ve Türkler kardeşçe ayrılık istemek zorundadırlar, kardeşçe ayrılığa rağmen bir arada yaşamak isteyenler de bir arada yaşamalıdır.
Esasında Türk sistemi ve Türk devleti zorla canlılık emareleri göstertilen bir cesettir. Yüz yıldır hiçbir ilerici özellik sergilemeyen Türk halkı, kokmaya başlamış bir cesedin başını beklemekte ve cesedin usulünce defnedilmesini isteyen ilerici güçlere ve etnik kimliklere karşı da kitlesel tetikçilik yapmaktadır. Türk halkı devrimci değil, karşı-devrimcidir. Karşı devrimcilerin bir sistemi yaşatma güç ve kudretleri bir yere kadardır. Bugün Mehmet Sebatlı’nın da yazısında belirttiği gibi, mağdurlar değişmekte, ancak cellat iktidarını korumaktadır. Karşı devrimci güçlerin hedefinde en son Kürt halkı vardır artık. Fakat Kürt halkı kılçığı bol, yemeye çalışanın boğazını delecek irilikte deli fişek bir balıktır.
Basını, siyaseti, ordusu, devleti, sokaktaki insanıyla Türk sistemi zorla canlılık emareleri göstertilen bir cesettir. "Türk Kürtçülüğü" bu çürümeden yeterince nasibini almış çürük bir yapıdır. Hayat, Türk basınının, devletinin, ordusunun ve "Türk Kürtçülüğü"nün söylediği gibi ilerlemeyecek, yüzyıllık inkar rejiminin yarattığı tetikçi Türk nesilleriyle, baskı ve inkar altında çıldırmış olan "barbar Kürt nesiller", İnegöl, Dörtyol, Hatay, Bursa ve daha başka yerlerde olduğu gibi, mutlak olarak karşı karşıya geleceklerdir… Bu çürük ve kof yapı daha fazla taşınamayacaktır.
Doğanın kanunudur, iri gövdesiyle hayat üzerine abanmış olan ceset çürüyecek ve cesedin kalktığı alanda zamana uyumlu yeni hayatlar boy verecektir…
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.
merdan bildirdi: Tarih: 28.07.2010 20:49:
<h2 class="no_space">"Dörtyol'da Kürtleri Hedef Alanlar MHP'li Milliyetçiler"</h2>
Antakyalı araştırmacı Kar "Saldırganların adını koymalıyız" dedi. "Burada yerleşik bir Kürt nüfusu var; Araplar ve Türklerle özellikle ticarette kaynaştılar. Yetkililerin yaklaşımı saldırıları meşrulaştırıyor. Amanoslar PKK'li değil, köyler ve yaylalarla dolu."
"Yaşananların adı konulmalı. Kürtlere saldıranlar resmi ağızların dediği gibi 'öfkeli vatandaşlar' değil, bu insanlar Milliyetçi Hareket Partili (MHP) milliyetçilik adı altında Kürtlere karşiı ciddi bir tecrit politikası güden insanlar."
Antakyalı artaştırmacı-yazar Bereket Kar, Dörtyol ilçesinde önceki gün dört polisin öldürülmesinin ardından başlayan ve Kürtlere ait işyerlerini hedef alan saldırıların güvenlik güçlerinin etkin olmaması ve yetkililerin cesaretlendirici açıklamaları nedeniyle sürdüğünü belirtti.
"Azalsa da, dün gece de işyerleri hedef alındı. Antakya merkezde saldırılar olmasa da gerginlik var. 6-7 Eylül'e benzer bir hal aldı durum."
Öte yandan Hatay valiliği, polise yönelik saldırının ardından gözaltına alınan ve linç edilmeye çalışılan üç kişinin "olayla ilgisi olmadığı için serbest bırakıldığını" açıkladı. Vali Celalettin Lekesiz "Vatandaşlarımızda oluşmuş bulunan infial anlayışla karşılanmaktadır" dedi.
<h2>Amanoslar da PKK'den çok köylü var </h2>
Kar, özellikle İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın PKK'yi kastederek güvenlik güçlerine "Amanosları temizleyin" diye seslenmesinin "vahim" olduğunu belirtti.
PKK'nin bölgede aşırı bir etkinliği olmadığını ama Amanos dağlarının "sanki PKK gerillalarıyla doluymuş gibi" bir izlenim yaratıldığını belirten Kar "Burada köyler var, yaylalara çıkmış insanlar var. Nasıl temizlenecek? Bu açıklamalarla saldırılar da meşrulaştırılıyor" dedi.
Bölgede yerleşik bir Kürt nüfusu olduğunu vurgulayan Kar, Araplar ve Türklerle aralarında bir gerilim olmadığını söyledi. Kürtler ve diğer toplumsal grupların özellikle ticaret alanında kaynaştığını, fakat yerleşimlerin ayrıştığını ekledi.
Dörtyol'un toplam nüfusu yaklaşık 144 bin; merkezde yaklaşık 67 bin kişi yaşıyor. BDP'nin verdiği bilgiye göre Kürtlerin nüfusu 15 bin civarında. Belediye Başkanı, MHP'den Fadıl Keskin. Belediye Meclisi'nde 16 MHP'li, 9 AKP'li üye bulunuyor.