Bu paragrafı anımsıyor musunuz? Mehmet Altan Gönderen Hasan Tarih: Çarşamba, 25. Ağustos 2004 (546 okunma) KonuMedya
"Kutlu Savaş'ın hazırladığı resmi raporda, faili meçhul cinayetlerle devletin bağlantısı kuruluyor, JİTEM'den MİT'e devlet kurumlarının, bazı devlet görevlilerinin Susurluk olayındaki sorumluluğunun altı açık bir şekilde çiziliyordu. Örneğin Yeşil'in, MİT ve Diyarbakır Asayiş Komutanlığı'nda çalıştığı, Muş'ta valinin, emniyet müdürünün, bölge komutanının bulunduğu toplantılara katıldığı, aynı kişinin Musa Anter'i,Vedat Aydın'ı öldürdüğü söyleniyordu."
TÜRKLERDEKİ ŞİZOFRENİ VE IRAK ŞİİLERİ- Cengiz Çandar Gönderen Hasan Tarih: Çarşamba, 25. Ağustos 2004 (798 okunma) KonuMedya
Türk medyasında bugünlerde belirgin bir "Muqtada Sadr sempatisi" dikkat çekiyor. Aslında bunun "anti-Amerikanizm"den kaynaklandığını anlamak için büyük bir "psikiyatrist" olmak gerekmiyor. Ama, kantarın topuzunun kaçırıldığı da açık.
Neden hep kötümseriz? Gönderen Hasan Tarih: Çarşamba, 25. Ağustos 2004 (461 okunma) KonuMedya
Tam anlamıyla çözebilmiş değilim. Acaba eğitimimizden mi kaynaklanıyor... Yoksa, geçmiş dönemlerden kalmış ve artık içimize işlemiş bir alışkanlıktan mıdır bilemiyorum.
"DERİN AKTÖRLER" KENTİNDE "DERİN BİLGİLİ AKTRİS"LER... Cengiz Çandar Gönderen Hasan Tarih: Salı, 24. Ağustos 2004 (479 okunma) KonuMedya
Aslı Aydıntaşbaş ve onun gibileri "derin aktörler" şehrinde etkili rol üstlendikleri vakit, "Ankara'da yazmak bilmekten daha önemli" hale gelecek; "bildiklerinin yalnızca yüzde yirmisini yazmak" kuralı, "yalnızca yüzde yirmisini yazmamak" kuralına dönüşecek.
Osman Öcalan’ın arkasında ABD mi var? Gönderen Hasan Tarih: Salı, 24. Ağustos 2004 (805 okunma) KonuMedya
GEÇEN haftanın yeterince dikkat çekmeyen önemli bir olayı, Musul’da Osman Öcalan’ın kurduğu yeni partinin bürosunun PKK militanlarının saldırısına uğramasıydı.
İmralı ezberi bozuldu- Enis Berberoğlu Gönderen Hasan Tarih: Pazar, 22. Ağustos 2004 (783 okunma) KonuMedya
ASLINDA başlıktaki tespit, çatışan her iki taraf yani hem Türkiye hem de PKK için geçerli. Çünkü ABD’nin 1999 Şubat ayında Apo’yu Kenya’da paketleyip MİT’e teslimiyle başlayan süreçte PKK siyaseten rehin düştü, Türkiye uzun vadeli Kürt politikası üretiminde yetersiz kaldı.
Yargıtay ile MİT ne görüşür ki?-Mehmet Altan Gönderen Hasan Tarih: Cumartesi, 21. Ağustos 2004 (522 okunma) KonuMedya
Yazara, çizere, bilim adamına sövülürse normaldir, ama hazineden geçinenlere sövülürse “suçtur” mantığıyla işleyen bir hukuk sisteminin nasıl lime lime olduğunu da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye mahkum oldukça görüyoruz...
Öcalan ve Önderlik Tarzı-Mehmet Özgül Gönderen Hasan Tarih: Cuma, 20. Ağustos 2004 (597 okunma) KonuMedya
Salt tapınmacı tarzda Önderliğe bağlılık bir çok soruna neden oluyor. Eksik bulunan veya kabul edilmeyen bir şey dile getirilince Önderliğe karşı gelinmiş olunacağı sanılıyor. Çünkü bağlılık tartışmasız, gözü kapalı her söyleneni kabul etmek olarak algılanıyor.
Kürt sorunundan tesettür meselesine- Ali Bayramoğlu Gönderen Hasan Tarih: Cuma, 20. Ağustos 2004 (477 okunma) KonuMedya
Kürt sorunu, tesettür meselesi, imam-hatipler tartışması Türkiye'nin yaşadığı değişim dalgasının içinde bir "korunmalı adacık" oluşturuyor. Ve ülkede biteviye siyaset bu adacık içinden yapılıyor.
Ece Temelkuran Gönderen Hasan Tarih: Cuma, 20. Ağustos 2004 (611 okunma) KonuMedya
Sevgililer veya evli çiftler, ilişkilerini üçüncü kişilerin yanında konuşmaya başladıklarında bozuk bir kimyası olur o işin. Baş başayken tutturulan kıvam bozulur.
Unutmak- Can Dündar Gönderen Hasan Tarih: Salı, 17. Ağustos 2004 (565 okunma) KonuMedya
Tepkilerin örgütlenemediği yerde anılarla yaşamak sadece küllenmiş yaraları kanatıyorsa... Ve unutmak dışında hiçbir şey yaramızı sarmıyorsa... Kim, acıları hatırdan çıkardık diye kınayabilir ki bizi?..
Kolektif zeká... Bekir COŞKUN Gönderen Hasan Tarih: Salı, 17. Ağustos 2004 (595 okunma) KonuMedya
SUYUN önünü kapatırsan ne olur?
Akmaz...
Bunda ne var?’ demeyin, Türkiye kaç gündür gece-gündüz bunu tartışıyor. Bilim adamları, belediye başkanları, uzmanlar, aydınlar, medya bunu konuşuyorlar.
Ve ben işte günün sorunu olarak bunu yazmaktayım:
Önü kapatılınca suyun akmayacağını...
Nitekim belediyecinin televizyonda, ‘Su yükselince yukarı yere kaçın’ çağrısı yapması aynı kapıya çıkıyor. Önü kapatılan suyun akmayacağını kestiremeyen zeká, su yükselince aşağı kaçar mı, kaçmaz mı?..
Elbette yüksek yere çıkmak için yağmurun yağması ve suyun yükselmesi gerekiyor.
Yoksa hava günlük güneşlik, siz kaçtınız yukarı...
Ne fayda?..
*
Nasıl ki toplumlarda kolektif zeká varsa, o zaman kolektif geri zekálılık da olmalı.
Derelerin içini işgal edip, beleşe konarak semtler, mahalleler, beldeler, evler yaptılar.
Yağmur yağıp da o dereden sel suyu gelince ne oluyor?
Belediyecinin önerisini dinleyip yüksek bir yere kaçıyorsunuz.
Çünkü önü kapatılan su akmıyor.
Nitekim derenin tam ortasına -tabii ki bir gecede ve belediyecilere rüşvet vererek- ev yapmış cingöz vatandaşımız, ‘Su geldi mi içeri girmektedir, tedbir yoktur...’ diye yakınırken ben bu cinlik gibi gözüken geri zekálılıkların bize nelere patladığını hesaplamaya çalışıyorum:
Yaşanmaz kentler...
Çekilmez yaşamlar...
Berbat edilmiş bir yurt...
Kendi ahmaklıkları ile boğuşmaktan bitkin düşmüş bir büyük ulus...
*
Ve sel yatağına ev yapıp, sonra evi niye selin bastığını tartışan bir toplum.
Neyse.
Bu yazı yazıldığı sıralarda yağmur başladı-başlayacak, sel geldi-gelecek, dere yataklarındaki yerleşim yerlerini su bastı-basacak.
Haber kanalları canlı yayında, kovalar hazır, uzmanlar tartışıyorlar, kriz masaları kuruldu.
İşgalin bitişi aydınlanmanın yardımıyla olur Gönderen Hasan Tarih: Salı, 17. Ağustos 2004 (651 okunma) KonuMedya
HAZIM SAGİYE Irak'ta yaşayan Şiiler, Saddam Hüseyin'in düşüşüyle tamamlanmamış bir zafer elde ettiler. Zafer elde ettiler çünkü despot rejim düşmüştü ve zaferlerini tamamlayama-dılar çünkü bu rejimin düşüşü işgal eliyle gelmişti. Böylesi bir gerçek karşısında aralarını işgale karşı çıkışın ve zaferi tamamlamak isteğinin birleştirdiği ve izlenecek yöntemin ayırdığı iki Şii grubun zuhur etmesi gerekiyordu. Zira Mukteda Sadr'ın Şiası işgalcinin çıkarılması için savaşın yeniden başlamasını isterken Ayetullah Ali Sistani, Irak Başbakanı Ayad Allavi, Dava Partisi lideri İbrahim Caferi ve diğerlerinin Şiası bir yandan siyasetle diğer yandan periyodik olarak işgalcinin yerini alabilecek araçların inşasıyla mevkileri kapmak istemekte. Eğer Mukteda Sadr analitik imkânlarla büyük ve yeni bir veri olan Irak'taki Amerikan varlığının önemini azaltıyorsa ötekiler veya bir kısmı, bu yeni durumu ve dikte ettiği içinden çıkılmaz sürece dikkat çekmekteler. Fakat yöntemdeki farklılık daha boyutlu ve derin nitelemelere dayanmakta. Zira klasik dini merci, beraberindeki güçler ve Saddam Hüseyin ile uzun yıllar savaşmış partiler yaş olarak büyük, deneyim olarak zengin bir kuşağa ve sosyal prizma içinde en yüksekte olan sosyal gruplara hitap etmekte. Yaş ve sosyal özellikleri itibarıyla Mukteda Sadr'ın kalabalıklarına gelince sonuç tam bir deneyim eksikliği. Bu kalabalığın 35 yılı aşkın bir süre ekonomi, siyasi ve kültürel alandan uygulanan Baasçı politikaların kurbanı olduğunda şüphe yok, ancak ne var ki tarih, bizleri bu kalabalığın, özellikle de liderlerinin siyasi hayatı belirleme-sinin gerçekleşmiş bir felaket olduğu sözü için yeterli kanıtlarla donatmaktadır Zira despotluk parlak dönemi için sosyal dağılmadan, yaş olarak gençlikten ve kapalı dar ideolojik bilinçten daha verimli bir kaynak bulamaz. İşgal ne kadar kötü olursa olsun -ki tanım olarak da kötü zaten- Iraklıların siyasi hayatında bu nitelemeleri belirlemenin yaptığı gibi Irak'a zarar veremez. Hatta diyebiliriz ki böylesine bir kasırgayla güreş, işgalin ömrünü uzatmak, vahşetinin artması ve politikalarla bu süreyi kısaltmaya çalışan sesleri zayıflatmak dışında bir şey yapmayacaktır.
Kurtuluş için bazı sorular Sözün kısası 'İşgalle mi, yoksa işgale karşı mı' sorusu doğru soru değil. Doğru olsa dahi tek soru bu değil. Yine orada 'Tünelin sonundaki ışığı görebilecek Irak vatanının inşasıyla birlikte mi değil mi', 'Akılla birlikte mi değil mi', 'Aydınlanmayla mı değil mi' ve 'Özgürlükle mi değil mi' gibi sorular da bulunmakta. Bu anlam içinde Saddam'a karşı zaferin tamamlanması, işgalin, vatanın, aklın, aydınlanmanın ve özgürlüğün bekasıyla birlikte ülkeden çıkarılmasını gerektirir. Elimizde yukarıda sorulduğu gibi tek bir sorunun Arap ülkelerini felaketler dışında hiçbir şey getirmediğini ifade eden deneyimler seli bulunmakta. Bu felaketlerin sonuncusu sayın Mukteda Sadr'ın ulusal kurtuluşun umuduna dönüşmesi. Kendisiyle bu konuda Ebu Musap El Zerkavi rekabet eder ancak. (Londra'da Arapça yayımlanan El Hayat gazetesi, 14 Ağustos 2004)