mralı benim eserimdir," dedi. Türk televizyon programlarında masa yumrukluyor. Biri kendisine soruyor:
"Program içinde neden masa yumrukluyorsunuz?"
Yalçın Küçük Açıklıyor:
"Program yöneticileri, rayting yapmamız için benden masa yumruklamamı istiyorlar, ben de yumrukluyorum."
PKK ile olan görüşme havalarının bir kısmını da Yalçın Küçük ayarlıyordu. Bu şuna benzer. Ben Türk devleti içinden herhangi bir asker veya bürokrat ayarlıyorum. Ya da ilişkilerime dayanarak bir Türk gazeteciyle görüşüyorum. Ondan sonra da PKK’ye gelip diyorum ki, devlet sizinle görüşecek…
PKK ile devlet görüşmelerinin büyük çoğunluğu böyledir, tertiptir. Fakat Alev Alatlı olayı çok daha ilginçtir. Belgeli ve çabuk ortaya çıkarılabileceği için ilginçtir.
Gerçekten bazen bu tür olaylar yaşanabiliyor. Örneğin ben, ilkokul üçüncü sınıftayken hiç ilgimin olmadığı bir cam kırdım. Yatılı okulun arka caddesinde Zeki Bey isimli zengin birinin evi vardı. Okul çocuklarından birileri evin camını kırmış. Beni müdürlüğe çağırdılar. Aynı köyden akraba dört çocuk müdürün odasında duruyordu. Çocuklar beni işaret ederek:
"Camı hasan kırdı," dediler.
Ne yaptımsa aksini ispat edemedim. Müdür öldüresiye dövdü beni. Gelip geçen öğretmenler tekme salladı. Babam köyden gelip kulaklarımı çekti. Ve ben gerçekten kırmadığım bir camı kırmış oldum. Şu anda ilgimin olmadığı olayda camı kırdığıma kendimi inandırmışım. Bu olay bir yazgı gibi bana giydirilmiş. Bazen çocukluğuma uzanırım. O günü yeniden yaşarım:
"Dürüst ol," derim kendi kendime. "Camı kırdığın halde inkar ediyor olmayasın?"
Fakat hayır, camı kırdığıma dair en ufak bir şey aklıma gelmiyor. Bir taş, bir şıngırtı, bir kaçış… O tarihte evin olduğu sokağa bile çıkmamışım… Fakat okuldaki şan ve şöhretimi, Zeki Bey’in camını indirmek olarak almışım…
Alev Alatlı’yı okurken bu olay ve başka olaylar aklıma geldi. Ne diyor Alev Alatlı, PKK ile görüşmedim, o tarihte yurt dışına çıkmadım, vize almadım, pasaport uzattırmadım… Eğer yalan söylüyorsa Alev Alatlı’yı perişan etmek çok kolay…
Ama araştırmaya girildiğinde Kürtlerin mahcup olmasından korkuyorum… Birçok olay benim kırmadığım camı kırmama benziyor. Bunun kişilerle bir ilgisi yok. Toplamı, sömürgecilik karşısındaki Kürt çaresizliğine denk düşüyor…
Silahların susması çağrısı
Kürdistan Post olarak, Sürgündeki Kürtlere, Silahların susması yolunda bir çağrı yaptık. Bazı arkadaşlar, "bu ne anlama geliyor?" diye soruyor. Bu öncelikle, Türk devletinin savaş iradesini kırmaya çalışmak anlamına geliyor. Çünkü savaşı sürekli tek taraflı sürdüren devlettir. Türk basını PKK dışındaki diaspora Kürtlerinin neden sessiz kaldığını soruyor. Onların beklediği ses, PKK’nin kınandığı bir sestir. PKK’yi kınayan sesler, Türk devletinin savaş iradesini güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor… Barış aynı zamanda ne istediğini bilenlerin işidir. Bir zayıflık ve zaaf değildir. Eğer Kürt özgürlüğüne, insan öldürmeden ulaşılacaksa bu en doğru yoldur.
Silahların susması elbette karşılıklı istenecektir. Bu işin yalanı dolanı ve kıvırtması olmaz. Bizim çabamız, Türk devletinin savaş iredesini kırmak içindir. Türk devletinin savaş iredesi kırıldıkça, PKK daha çok Kürt kamuoyunun taleplerine kulak verecektir… Türk devleti silahlarnı susturma yolunda bir adım atsın bakalım, Kürt tarafı bu adımı karşılıyor mu?
İmza kampanyasına böyle yaklaşmak gerekiyor. Kaldı ki, Kürdistan’daki sivil toplum örgütleri, bizim yazdığımız metinlerden çok daha ılımlılarıyla kamuoyu önüne çıktılar. Bu yolda henüz hiç rolünü oynamayan diaspora Kürtlüğüdür… Diaspora Kürtlüğü, içine kapanmış kabile örgütleri gibi duruyor… Herkes kendi Kürdüyle ve yaptıklarıyla ilgili… Başka birileri bir şeyler yaptığı zaman hemen kuşkuyla yaklaşılıyor… Bu psikolojiden kurtulmak gerekiyor…
Yüzyıldır Kürtlere karşı en acımasız savaşı sürdüren Türk devletidir. Silah kullanamayan bir Türk devleti Kürdistan’da korkuluk bile olamaz. Türk devletinin savaşı durdurmasını, PKK’nin de bu adıma silahını susturarak karşılık vermesini istemek ölüm ve yıkıma verilecek en insani karşılıktır…
Diaspora Kürtlüğünün en temel isteği bu olmalıdır…
Kelle Avcılığı
Faşist AKP hükümeti, Kürt özgürlük mücadelesine karşı, Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve Doğan Güreş dönemindeki kelle avcılığına dayalı düzeni yeniden Kürdistan’a getirme peşinde. Bu orduya mensup olanlar, dağlarda tıpkı gerilla gibi yaşayacak, alan tutacak ve PKK’li gerillalara karşı suikastler düzenleyecekmiş. Kürt haini AKP’li Hüseyin Çelik’in söylediğine göre, bu orduya mensup olanlar, MHP bıyığı bırakmayacaklarmış. Böyle bıyık niyetleri varsa içlerinde taşıyacaklar… Paralı askerlerin "badem bıyık" bırakıp bırakamayacakları henüz belli değil. Çünkü Kürtlere karşı dinsel ve ırksal faşistlerden başkasının kelle avcılığı yapmayacağını çok iyi biliyorlar. Bu kelle avcılarının içerisine bütün insani özelliklerden muaf beş-on Kürt katili katacaklar… Korucularla, özel timle, JİTEM örgütüyle sonuç alamayan Türk faşizmi, bu kez sayıları binler, onbinlerle ifade edilen kiralık askerlerle sonuca gitmeye çalışacak.
Herkes biliyor ki, böyle bir katillik ordusunda parayla çalışacaklar, Türk-İslam Sentezine mensup faşistler olacak. Deneyebilirler, bir milyonluk ordu ve yüz bin köy korucusuna bir de bu "kelle avcıları"nı dahil edebilirler.
Yalnız işin içine suikastler girdiği zaman, paralı askerlerin, yabancı bir ülkede kelle avcılığı yaptıklarını bilmeleri gerekiyor. Şeref ve onurunu ayaklar altına aldıkları yabancı bir ülkede kelle avcılığı yapmanın elbette kendileri açısından da bir bedeli olacaktır. Karşılarındaki halkın çocukları kuzu, yetişkinleri de enselerini kelle avcılarına uzatacak kurbanlık koyun değildir.
Kürtler de silahı en az Türkler kadar iyi kullanır. Para kazanmak için Kürt öldürmeye gidecek bir sürü Türk olabilir. Ancak para kazanmaya gelecek kelle avcılarını karşılayacak en az onlar kadar kararlı Kürt de olacaktır.
Esasında işin içine kelle avcılığı girerse, elleri taş tutan Kürt gençlerine artık uzun menzilli suikast silahı tutmaları gerektiğini devletin bizzat kendisi hatırlatmış olacak.
Paralı ordunun bir de silahsızlandırılması sorunu vardır. Yüzbinlerce Türk İslamcısı ve milliyetçisinin eline insan öldürmek için bir kez silah tutuşturdunuz mu, o silahı artık kolay kolay onların elinden geri alamazsınız.
Devlet, olası bir çözümde korucuların elinden silah alamıyor.
Türk devletini, kelle avcılığı yapacak mekanizmayı kurmadan önce bir kez daha uyarmak istiyoruz. Kelle avcılığı başlarsa, dağların bir hükmü kalmaz ve taş tutan ellerin silahlanma hakkı başlar…
Sadece Türkler yiğit değildir. Ortadoğu’nun göbeğinde, bugüne kadar yaşayıp gelmek de belirli bir yiğitlik istiyor…
Kürtler de bu yiğitlik var…